Uzak, çok uzak bir galakside, Squarepusher, Mike Paradinas ve Luke Vibert gibi home stüdyo hayalperestleri breakbeat kültünü hummalı bir heyecanla yeniden icat etti.
Drum'n bass'in dinleyicilerinden pek çok talebi vardır; gürültü tapınaklarında ibadet eden hayranları ona, çeşitli şamanik gölge şekiller vererek yarattıkları kültür, kamu oyunun arazisine girdiğinde, bu kültürün merkezinde kalanlar en az seviyede yenilik içeren çalışmalar olur. Her zaman olduğu gibi, istedikleri şekilde serserilik yapan, uçlarda gezinen ve sınırları genişleterek ilerleyenler; yaşam tarzlarında bir kazığa yer vermeyen göçebelerdir.
Hiç bir drum'n bass müzisyeni kendi müziğini analiz etmeye kalkmaz; açıkça, satın aldıkları albümlerden daha iyisini yapmak için çalışmaktan yada yeni bir ses ve ritim bulduklarında gaza gelerek işe başlamaktan başka hiç bir stratejileri yoktur. Ama asıl büyüleyici olan, o kişisel, evcil stüdyonun, onların ellerinde çeşitli müzikal keşifler ve icatlar için bir çeşit dijital oyun alanına dönüşmesidir.
Geçmişin ve günümüzün seslerinin derinine inerek ve onları "gelecek" olarak etiketlenen her şeyin ötesine taşıyarak kendi sınırlarını oluştururlar. Onlarınki, yaratıldıkları yerin üstüne çıkan bir müziktir; teknoloji, yatak odasındaki rüyalar kadar zayıftır.
Squarepusher: Sınırları Zorlamak
Tom Jenkinson'ın parmakları, perdesiz basının klavyesinde yavaşça ilerliyor; "Nesneleri kendi değerlerine göre algılarım" diyor, "Değerleri, ne yapabildikleriyle ölçülür. İnsanlar kendilerini nesnelerle kuşatıyorlar, sadece müzikte değil, bütün hayatlarını süs eşyaları ve dekorasyonlarla dolduruyorlar. Şahsen ben her şeyi minimumda tutarım ki, beni bir yerlere itsin. Her yeni şarkımın beni yeni bir yola sokmasını isterim."
Tom, kendine Squarepusher diyor. Dinleyenlerde şaşkınlık, eğlence, hayret ve alay dalgalanmalarını eşit derecede hissettiren albümlerini, Richard 'Aphex Twin' James'in şirketi Rephlex'den yayınlıyor. Albümleri genelde, hız, geridönüşümlü çöp, kaos, dijital virtüözlük ve breakbeat gibi 90'lı yılların saplantılarından oluşuyor. İlham ve sıkıntı arasında bir şey. Tom Jenkinson, Richard James'in elinin değdiği müzisyenlerdeki tüm çelişikliği içinde barındırıyor. Temel kaide şu: "Sadece şarkılar yapmak istiyorum, yayınlanıp yayınlanmayacakları önemli değil, kendim için yapıyorum o halde üzerinde konuşmaya da gerek yok?"
Jenkinson, "Bence idol mertebesi hem toplum hem de sanatçı için zararlı bir konum" diyor. "Bu yüzden fotoğrafımın çekilmesi beni o kadar heyecanlandırmıyor. İdol olma düşüncesinden pek hoşlanmıyorum. Beni korkutuyor, çünkü bir insan olarak değerimi düşürdüğünü düşünüyorum. Özellikle bir müzisyen ve sanatçı olarak. İnsanlar senin kutsal bir şey olduğunu düşünürler ama değilsindir, sadece farklı birşeyle uğraşan normal bir insansındır."
Kendisi ve çağdaşları hakkında yapılan 'hardstep' tanımlamasının pek doğru olmadığını düşünüyor, çünkü bu müzikte pek kesin bir şey yok. "Basın bizi Jungle olarak tanımlıyor ama değiliz. Benim bir hayat tarzım yok."
Jake Slazenger: Buna U-Ziq mi diyorsunuz?
"Pozisyonlar değişti, daha farklı bir yerdeyim. Bu müzik işinin nasıl yürüdüğünü bilirsiniz işte." Mike Paradinas çok düşünceli gözüküyor. U-Ziq'in müziği çoğunlukla geçişlerden, elektro-funk'la sarılmış melodi parçacıklarından ve karmaşalardan ibaret. "Bir albümdeki şarkı sıralaması çok önemlidir" diyor Mike, "Doğru sıralamayı bulmak için büyük sıkıntılar çekiyorum."
Londra'nın velvelesinden uzakta Worchester'da, her zamankinden çok daha fazla plak satın alarak yaşayan Mike, müziğine her daim yeni öğeler katmadan duramıyor. Squarepusher ve Luke Vibert daha sert bir şeyler için araştırma yaparken Paradinas, Frank Zappa ve Ornette Coleman gibilerinin değeri bilinmeyen müziklerini keşfediyor. "World müziği hakkında pek bir şey bilmiyorum ama çok fazla doğu kökenli geliyor kulağa. Çok güzel ürünlerle karşılaşabiliyorsunuz. Akordu bozuk eski analog aletler de böyle. Benim sevdiğim de zaten böyle şeyler; uyumsuz ve Jungle. Bende bunları birleştiriyorum sayılır.
Plug: Üstümdeki piriz
Luke Vibert, aka Wagon Christ ve şimdi Plug (Vibert'in breakbeat'te vucud bulmuş hali), bu müzik içinde en başarılı olanlardan biri. Normal bir insanı öldürebilecek derecede çalışıyor. "Dört gün uyumadan durabilirim, böylece daha çok çalışabiliyorum. Ne zaman istersem o zaman çalışırım, başka eğlencem yok." Çok doğru, söylediğine göre altı senedir bir kız arkadaşı yok ve izlenildiğini hissettiği için de çok az DJ'lik yapıyor. Plug'ın müziği bir rüzgar gibi sizi savuruyor ve aynen öyle bir ortamda yaratıldığı da açık. Virgin'le yaptığı beş albümlük anlaşma, kafa karıştıran deneylerine gönül rahatlığıyla devam etmesini sağlıyor.
Squarepusher gibi onun da müziği adına bir formül yok. "LTJ Bukem'in yaptıklarını sever gibi olmuştum, ama tam olarak değil, benim için çok sıkıcı onlar, birtakım kuralları izliyorlar. Benim müziğim ise neredeyse kabul edilemez bir yolda ilerliyor." Bu şeytanvari tavrının altında Luke, elektronik müzik ve house müziği arasında kesin ayırımlar yapıyor. Şarkılarının ise, "basit drum' n bass şarkıları olmadıklarını, kendisi hakkında çok şey söylediklerini" belirtiyor.
Richard James ve Mike Paradinas gibi o da 50 ve 60'ların deneysel moog müziklerine kafayı sarmış durumda. Biraz üstüne gittiğiniz de ise, albüm yayınlama hareketinin bir dereceye kadar verimini fazlalaştırdığını itiraf ediyor. "Yalan söyledim, albümleri sadece kendim için yapmıyorum. Tabii ki bir yere kadar diğer insanları da düşünüyorum. Ama sadece başka insanların beğenisine göre, hiç sevmediğim şeyler de yapamam." Peki dünya üzerinde Vibert'in müzik yapmasını engelleyecek bir şey var mı? "Belki sağır olursam, ama kör olsaydım bile sanırım devam ederdim. Bu tarz şeyler işte." Peki yapmak istediği başka şeyler var mı? "Aman Tanrım, hayır! DJ'lik dışında yapabildiğim ve yapmaktan zevk aldığım tek şey bu.
Squarepusher'dan 'Squarepusher theme' i dinleyin
The Wire (BASATAP)