Synthesizer icat oldu, acaba neler bozuldu ?
Tuşlar önce sadece ses verdi; ardışık, melodik, dolgun, toparlanmış, "düzgün". Sonra ses kendini tanımaya ve çözümlemeye başladı. Medeniyetin getirilerinden yararlandı ve elektrikle tanıştı; bundan sonra iş çığırından çıktı. Synthesizer'ın günümüze uzanan hikayesi aslında oldukça kapsamlı, fakat biz bir yerinde kesmeyi uygun gördük; belki kaldığı yerden devam ederiz diye...
Tuşların macera dolu yolculuğu sırasında oluşan sesler, kendini tanıdıkça isyanlar da aldı yürüdü; sesler yer değiştirmeye, kendilerini bölmeye başladılar, reaksiyonlara uğradılar, sapkın taraflara, daha önce hiç dokunulmamış bilinmez yerlere gittiler. Tuşların bazıları haddini aştı; tellilerin arasına girdi, onları tamamladı, hatta bazen tellileri üzerinde taşıyan bir zemin oldu. Birçok torunu oldu: Moog, Omnichord, Philicorda, Organ, Farfisa, Analog synthesizer, Qchord... Varlıkları çok eskilere dayanan elektronik müziğin emektarları synthesizer'lar ve türevleri, son dönem çağdaş gitar müziğinde de yeni formatlarda gözüktü. Silver Apples ve Kraftwerk'le beraber en belirgin taraflarını gösterdi. Bundan sonra yeni sahalara açıldı ve birçok fikirle beraber elektronik tabanda farklı farklı yönler çizdi. Daha sonra gitarların arasına sızdı, olacaklardan habersiz merak içinde. İyi de oldu; 70'lerle beraber Neu! ve Faust gibi temel taşlar'la, kraut-rock gibi bir akımın ana fikrini oluşturdu. Bu alanda en son doksanlarda yeniden canlandı elektronikler; gitar tonlarının arasından sızan elektronik parçacıklar, bir süre sonra, bu dönemde yeni yeni yer etmeye başlayan müziğin genelinde bir yan elementten çok, müziğin geneline dağılmış bir biyolojik ses canlısı olarak gösterdi kendini. Stereolab, Fuxa, Quickspace, Appliance, Electrelane gibi 90'ların çağdaş post-rock gruplarının süzgecinden geçti. İyi ki de geçti hani.
Şu noktaya gelene kadar tuşlar, bir sürü form ve evre içerisinde farklı ses spiralleri çizdi. Tınılarındaki deformasyonun ilk oluşumları, elektrikle tanışmalarına dayanıyor. Synthesizerlar ve diğer elektrikli tuşluların varlıkları çok çok eskilere 1800'li yılların sonlarına dayanıyor aslında.
Yıl 1876 ve tınıların uyanışı: Elisha Gray'ın Müzikal Telegrafı
Alexhander Graham Bell, bir saat önce patent ofisine gitmiş olmasaydı, telefonu icat eden isim olarak tarihe geçmiş olacaktı. Elisha Grey, ilk elektrikli klavyenin yaratıcısı olarak adını müzik tarihine yazdırdı; 1870 yılında icat ettiği "Müzikal Telegraf", iki oktavda, tek tonlu titreşim veriyor.
1940: Multimonika
Alman şirketi Hohner'in ilk ticari kozlarından biri olan elektrikli/akustik bir harmonium olan Multimonika, rüzgar uğultulu harmonium kontrol eden 41 notalı alt klavye ve elektronik monofon jeneratörlü üst klavye olmak üzere iki klavye kombinasyonundan oluşuyor.
Ses yapı bozumu ve Synthesiserlar'ın doğuşu: 1952, RCA Synthesiser Harry Olsen ve Hebert Belar adlı iki elektronik mühendisi tarafından icat edilen ilk synthesizer, RCA şirketinin Priceton Laboratuarlarında geliştirilmeye başlandı. RCA Synthesizer, tesadüfi ve rasgele ses varyasyonlarına dayalı bir müzik makinesi olarak tasarlanmıştı. RCA synthesizer, Vacuum Tüp Oscillator'la (ses titreştiricisi) beraber, ses parametrelerini gösteren kağıt tutacağı formunda, programlı ses kontrol bölmesinden oluşuyor; ses sinyalleri bağlı iki kolonda belirleniyor ve synthesizer'ın dahili diskine kaydediliyor. RCA, önceden yapılmış sesleri miks'leme, şekil verme, bölme, bozma, farklı modülasyonlara sokma üzerine yapılmış bu türün ilk örneklerindendi. Piyasaya çıktığı yıllarda popüler müziğe kazandırılmaya çalışıldı. Ama standartların çok üzerinde bir enerji harcadığı ve standart orkestrasyonlara ve matematik analizlere dayalı kompozisyonlara uygun olmadığı için asla piyasada yer bulamadı kendine.1950'lerin ortalarında, çağdaş deneysel-elektronik müzik bestecilerinin sıkça kullandığı bir enstrüman oldu.
1963: Robert Moog'un Moog Synthesizer'ları
Elektronik enstrüman fikrini önemli boyutlara taşıyan Robert Moog, 1961 yılında transistörlü modülar synthesizer'larla ilgili fikirlerini, hayata geçirebilmek içim Alman tasarımcı Harald Bode'la beraber işe koyuldu. Kendi enstrüman fikirlerini, tasarımlarıyla birleştiren Robert Moog, gitar amfisinde oynadığı sesleri synthesizer'a taşıyarak yarattı Moog'u. Moog synthesiserlar, 1964 yılında müzik pazarına açıldı ve elektronik, avangard müzisyenler tarafından kullanılmaya başladı; Wendy Carlos'un "Switched on Bach" adlı albümü, Moog synthesizer'ların kullanıldığı ilk çalışmaydı. Yeni bir malzeme olduğu fark edilence popüler kültürün kapısından kafasını uzattı, ama bu da çok uzun sürmedi; Mick Jagger ve Beatles gibi popüler kültürün ikonları bir dönem Moog'u sıkça kullandı. Analog synthesizer'ların gelecek standartını değiştiren mooglar, Arp ve Roland gibi bu sektöre adını yazdırmış önemli şirketlerle beraber, türevi birçok tuşlu efektif enstrümanın ana fikrini oluşturdu.
EMS Synthesizer'lar: 1969-1979
EMS'ler bilgisayar tabanlı synthesizer sisteminin ilk kıpırtılarıydı. Peter Zinovieff EMS'lerle beraber, dönemin en tuhaf müzikal icadına imzasını atmıştı. 1969'da İngiliz elektronik mühendis ve besteci Zinnovieff elektronik enstrüman piyasasında yeni bir çığır açmak için EMS şirketini kurdu. David Cockerell'le beraber yarattığı, EMS serisinin en bilinen üyesi VCS 3: a VCO, monosynth'li kontrol paneli ve ahşap kasalı tasarımı, voltajlı oscillator, gürültü jeneratörü, ring modülator gibi özelikleriyle synthesizer tarihinin en ilginç türlerinden biriydi.
1971: Optigan ve Orchestron
1970'li yılların başında Compton, Amerika'da üretilmeye başlanan Optiganı, bir synthesiser'dan özel kılan sesi seçme ve oynama yönteminin farklı olması;12"lik veya LP (plak) büyüklüğündeki disklerdeki ses dalgalarını optik bir okuyucudan synthesise ediyor. Adını da bu yöntemden, "Optik-Organ" açılımından alan Optigan, 37'si klavye tınısı, 20'si ses efekti olmak üzere gerçek enstrümanlardan oluşan 57 loop tınısı ve ritimlerden oluşan diskin yer aldığı bir optik sampler. Optigan, müzikal enstrüman tarihinde, her kombinasyonda çok önemli bir buluş olmuştur. Organlar, farklı müzik formlarını taklit ederken, Optigan piyano, banço, gitar, marimba, davul ve daha birçok sesi kendi tadında çıkartıyor. Yardımcı kontrol panelle, birlikte standart klavye formasyonu kullanan Optigan, herhangi bir enstrüman tını üzerinde oynanabilen bir enstrümandı. Optigan'ın daha profesyonelleştirilmiş sürümü piyasaya sonraları "Orchestron" olarak geçti.
Conbrio Synthesisers (1978)
ADS 100, (Geliştirilmiş dijital synthesizer) "Star Trek" TV serilerinin ses efektleriyle bilinen gelişmiş analog synthesizer'lardandı. ADS100 sisteminin ilk modelleri, renkli tuşlara boğulmuş bir ön panel, mikrotonal ayarlanabilir, ses dalgalarını gösteren bir görüntü kadranı, bilgisayar işlemcisi, disk sürücüsü ve 64'lük titreşimli synth'lerden oluşuyordu. 80'lerin başında, dijital gelişmeye ayak uyduramayan Con Brio, synthesizer sektöründen elini çekerek yerini Yamaha'ya bıraktı.